Son Anlardaki Hack Atakları

Arkadaşlar son günlerde bazı sitelere giriyorum bazen hacklenmiş olarak görüyorum . Bu siteler neden hacklendiği konusunda sizlere kısa bir bilgi vereyim :) Arkadaşlar bu web sitelerinin bazı açıkları vardır . Bu açıkları ele geçirmek bazılarının kolay bazılarının zor . Yani açığı bulan kişinin database denilen veri tabanındaki şifrelerin md5 ini bulması gerek ve onu normal şifreye çevirmesi gerekmektedir . Bu sayede birçok şifre kırılmaktadır . Günümüzde pekçok açık bulunmaktadır . Bu açıklar sayesinde birsürü site gün geçtikçe hacklenmektedir. Yasal işlem başlatılır mı derseniz ? Başlatabilirsiniz ancak bu kişinin ip numarasını bulmanız gerekmektedir . Ve de elinizde bir kanıt bulundurmanız gerekmektedir . Sitenin görüntü fotografını çekerseniz belki kanıt yerine geçebilir . :) Diğer yazılarımda devam edeceğim iyi günler diliyorum .
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Haber3 Tasarımını Değiştirmiş
Arkadaşlar bugun internette gezinirken bir de haber okudugum siteye gireyim dedim . Bi girdim haber3.com un tasarımı değişmiş :) Bende dedim eski tasarım mı iyi diye ama artık bu tasarımada gözümüz alışacak ben genelde haberleri bu siteden okuyorum .
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Parolalarınızı Uzun Koyun
Arkadaşlar son zamanlarda msn hack yaygınlaştı biliyorsunuz . Pek fazla hackle uğraşan kişiler var . Arkadaşlar bu yazımda sizlere bahsedeceğim konu parolalarınızı uzun koymak . Arkadaşlar parolalarınızı ne kadar çok uzun koyarsanız hacklenme riskiniz o kadar azalır . Ama dikkat etmemiz gerekn bi konu var . Parolamızı sadece sayılarla yapmamalıyız sembollerle harflerle yazarsak daha iyi olur . örneğin 1et4et56**** bu şekilde bir parola hazırlarsak şifremizi biraz zor hacklerler gibime geliyor .
Yorumlarınızı Bekliyorum . Hadi İyi Günler .
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
İnterneti Neden Bu kadar çok kullanıyoruz
Merhaba arkadaşlar böyle bir yazı yazmayı düşündüm acaba biz interneti neden çok kullanıyoruz . İşte bizimde bilmemiz gereken şeyler var . Beyinimiz artık aynı sigara tiryakisi gibi bilgisayar tiryakisi olmuş . Sigara içmeden nasıl duramıyorsak interneti kullanmaktanda aynı öyle duramayız . Yani kısacası bağımlısı olmuşuz. Aslında ne kadar boş zaman geçiriyoruz farkındamısınız bilmiyorum . Dışarıya çıkıp serinlemek varken biz burada bilgisayarın başında sörf yapalım diye düşünürseniz hiç iyi olmaz . Hem gözlerinize zararlı hemde dünyadan haberiniz olmayabilir . O yüzden biz pek fazla internette kalmanızı önermiyoruz .
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Nasrettin Hoca Googlede
Arkadaşlar son zamanlarda googlenin logolarında Nasrettin Hoca Yer almaktadır . Giren arkadaşlar bilirler . Google bazen böyle sürprizler yapmaktadır :) . Sakın Şaşırmayın . Hadi Hoşcakalın .
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
'FIFA, Ersen'i Huelva'ya verir !'
Trabzonspor'da Asbaşkan Haşim Sayitoğlu, Ersen Martin konusuna açıklık getirdi. Sayitoğlu, "Ersen Martin FIFA'ya, 'Ben Huelva'ya gitmek istiyorum' diye ikinci bir mektup yazmışsa, FIFA Ersen'i Huelva'ya verir" dedi. Bu arada yönetim ise Ziya Doğan'ı tartışmaya devam ediyor. Bir çok yöneticinin Doğan'la daha fazla devam edilmemesi kanaatinde birleştiği vurgulandı.
FIFA ERSEN'İ HUELVA'YA VERİR
Trabzonspor'da Ersen Martin'in Recreativo de Huelva'ya transferi konusunda belirsizlik yaşanmaya devam ediyor. İki kulüp arasında FIFA'lık olan Ersen ise tavrını İspanya'dan yana ortaya koydu. FIFA'ya gönderdiği ilk mektupta, "Ben sakatlığım boyunca Trabzonspor'da kalmak istiyorum" dediği iddia edilen Ersen Martin'in FIFA'ya yeni bir mektup yazarak, "Huelva'ya gitmek istiyorum" dediği öğrenildi. Bu gelişme karşısında büyük şok yaşayan Trabzonspor yönetiminden Asbaşkan Haşim Sayitoğlu, konuya açıklık getirdi. Sayitoğlu, yaptığı açıklamada, "Ersen, 'Ben Huelva'ya gitmek istiyorum' diye FIFA'ya ikinci mektubu yazmışsa bu durum FIFA'nın kararında yüzde yüz etkili olur. FIFA böyle davalarda iki kulüpten çok oyuncunun isteğine bakar. Ersen, Huelva'ya gitme yönünde bir isteği olmuşsa bunu çıkar açıklar. Bu durumda davayı büyük ihtimalle Huelva kazanır" diye konuştu. Sayitoğlu, Ersen Martin'in iki kulüp arasında kesin bir karar vermesi gerektiğini belirterek, "FIFA'ya, 'Ben Huelva'ya gitmek istiyorum. Bu yönde de anlayış bekliyorum' diye bir isteği varsa bunu çıkıp açıklaması lazım. Eğer Ersen Huelva'ya gitmek istiyorsa o zaman yapacak bir şey kalmıyor" dedi.
DOĞAN, ALBAYRAK İLE GÖRÜŞTÜ
Trabzonspor'da Teknik Direktör Ziya Doğan yönetim tarafından tartışılmaya devam ediyor. Başkan Nuri Albayrak'ın tam destek çıktığı Teknik Direktör Ziya Doğan'a yönetim aynı desteği vermiyor. Takımın performansının her geçen gün iyiye gideceğine daha da kötüye gittiğini savunan yöneticiler, Başkan Nuri Albayrak'a bu rahatsızlıklarını iletecekler. Ziya Doğan'ın da gelen tepkilerden oldukça rahatsız olduğu ancak kafasına takıma vermeye çalıştığı öğrenildi. İstanbul'da Başkan Nuri Albayrak ile bir görüşme yaptığı öğrenilen Doğan'ın takımın gidişatı hakkında Albayrak'a bir rapor sunduğu belirtildi.
ALBAYRAK 5 TRİLYON VERDİ
Trabzonspor'da futbolculara sezon başı paralarının ödenmesi için 5 Ekim 2007 tarihine verilen çekin tahsil edilmesinde Başkan Nuri Albayrak'ın önemli bir fedakarlıkta bulunduğu öğrenildi. Çeklerin ödenebilmesi için Başkan Nuri Albayrak'ın 5 Trilyon lirayı Trabzonspor kulübü hesabına aktardığı ve çeklerin ödendiği öğrenildi. 5 Ekim tarihinde yapılması gereken 7 trilyon liralık ödeme için kulüp kasasında 2 trilyon para bulunduğu ve başta Genel Sayman Emin Kahraman olmak üzere tüm yöneticilerin sıkıntı içerisinde bulunduğu dönemde Başkan Nuri Albayrak'ın 5 Trilyon liralık desteği adeta ilaç gibi geldi.
Genel Sayman Emin Kahraman'ın bu olaydan sonra başkan Albayrak'a telefon açarak yönetim adına teşekkür ettiği belirtildi. Öte yandan Aralık ayında yapılacak Olağan Genel Kurul öncesi yeniden aday olmak için nabız yoklayan Başkan Nuri Albayrak'ın kendisine yakın isimlerden, "Aday olma" diye baskı gördüğü iddia edildi. Albayrak'ın ise gelen baskılara rağmen, "Ben hiç bir işimi yarım bırakmadım. Trabzonspor'da yapmam gerekenler var. Yeniden aday olarak verdiğim sözlerin tümünü yerine getireceğim" dediği ve adaylık konusundaki tavrının net olduğu öğrenildi.
UMUT BULUT KAHROLDU
Kasımpaşaspor maçında kaçırdığı gollerle alınan beraberlikte önemli rol oynayan golcü futbolcu Umut Bulut, galip gelemedikleri için üzgün olduklarını söyledi. Umut, kaçırdığı goller için özür dilediğini belirterek, "Bu her forvet oyuncusunun başına gelebilecek bir olay. Gol atmayı çok istiyordum ama olmadı. Kaçırdığım gollerden sonra 0 - 0 berabere kalmak beni kahretti. Herkesten fazla ben üzüldüm. Ama bu hatamı telafi etmekte benim elimde. Bundan sonraki maçlarda daha dikkatli olup takımımın alacağı tüm galibiyetlerin altına imzamı atmak istiyorum. İnşallah bundan sonra bu tür talihsizlikler yaşamam" diye konuştu.
Trabzonspor'da Kasımpaşaspor maçından sonra futbolculara verilen üç günlük izin yarın doluyor. Salı günü saat 20.00'da Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri'nde yapacağı çalışma ile Beşiktaş maçı hazırlıklarına başlayacak olan Trabzonspor'da Teknik Direktör Ziya Doğan'ın Kasımpaşaspor maçında performansını beğenmediği futbolcuları sert bir dille uyarması bekleniyor.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ÇOBAN ÇOCUĞU
Bir zamanlar her soruya insanı şaşırtacak cevaplar veren akıllı bir çoban çocuğu varmış. Şöhreti etrafa öyle yayılmış ki, kral da merak edip çocuğu saraya davet etmiş:
“Sana üç soru soracağım.” demiş.
“Birinci sorum şu: Dünyadaki bütün denizlerde kaç damla su vardır?”
“Haşmetli kralım...Yeryüzündeki bütün ırmakların akışını durdurun bir süre...Ben sayarken yanlış olmasın. Sonra ben size denizlerde kaç damla su olduğunu söyleyeceğim...”
Bu akıllıca cevaba hayret eden kral ikinci soruyu sormuş:
“Gökyüzünde kaç yıldız vardır?”
Çoban çocuğu:
“Bana büyük bir tabaka kağıt verin.” demiş.
Kağıt getirilince, üzerine sayılamayacak kadar nokta koymuş.Sonra kağıdı krala uzatarak:
“Bu kağıdın üzerinde ne kadar nokta varsa gökyüzünde de o kadar yıldız vardır.Sayın inanmazsanız.” demiş.
Kral son soruyu sormuş:
“Sonsuzluk nedir?”
“Bizim köyde bir dağ vardır. Yüksekliği, genişliği, uzunluğu tam bir saat çeker.Oraya yüzyılda bir kuş gelir ve gagasını bir kayaya sürter. Bütün dağ yok oluncaya kadar, sonsuzluğun yalnız bir saniyesi geçmiş olur.Gerisini siz hesaplayın...”
Çocuğun zekasına hayran kalan kral:
“Sen bütün sorduklarıma bir bilgin gibi cevap verdin.Şimdiden sonra benim sarayımda oturacak ve öz oğlummuş gibi saygı göreceksin.” demiş.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ANNE GÜVERCİN
Güzel bir yaz günüydü. Batur elinde sapan evlerinin yakınındaki ağaçlıkta kuş avına çıkmıştı. Gözleri radar gibi dikkatle çevreyi tarıyordu. Birden arkasında bir ses duydu: ’Vurma kuşları.’ Döndü, baktı. Seslenen yabancı değildi. Mahalle arkadaşı Sarper’di: “ Ne istersin şu küçük yaratıklardan bilmem ki? Ne zararı var onların sana? Bırak ötsünler, uçsunlar, kanat çırpsınlar. “ Batur: “ Sarper yine mi sen? Bu kaçıncı? İşime karışma demedim mi ben sana? Bak kuşları ürküttün, kaçıp gittiler. Kuş vurmak yasak mı yani? “ Sarper: “ Yasak tabii. Şu sıralar kuş yavrularının büyüme zamanı. Batur: “ Amma yaptın ha.. Yasakmış.. Yasaksa yasak. Kim bilecek benim kuş vurduğumu? Çevrede bir yığın kuş var. Bir kuş vursam kuş kıtlığına kıran girmez ya, kuş nesli tükenmez ya. Bana bak Sarper, sen iyi bir arkadaşsın, fakat şu kuş işine karışma “ dedi ve ses çıkarmamaya dikkat ederek usul usul ilerlemeye başladı. Yirmi metre kadar gittikten sonra bir ağacın altında durdu. Sapanını yukarıya doğru kaldırdı. İyice nişan aldıktan sonra sapanındaki taşı fırlattı. Taş hedefini bulmuştu. Kuş yere düşerken aynı anda havalanan bir başka kuşun kanat sesleri duyuldu. Batur az ötesinde yere düşen kuşu aldı. Kuş can çekişmekteydi. Hemen kuşun kafasını kopardı. Kendisine doğru yürümekte olan Sarper’e dönerek: “ Nasıldım ama? Tek atışta hedef on ikiden. Tık kafa gitti. Tüylerini yoldum mu, küçük bir ateş yakarım. Cız bız. Sonra deyme keyfime “ dedi.
Arkadaşının sözlerine aldırış etmemesine içerleyen Sarper: “ Ne desem, ne söylesem boşuna. Başkalarının senden daha iyi düşünebileceğini hiçbir zaman kabul etmezsin zaten. Vurduğun bir yabani güvercin yavrusu. Yirmi gram et ya çıkar, ya çıkmaz. Hem düşünmediğin bir şey var. Bu yere düşerken kanat sesleri duymuştuk. Herhalde anne güvercindi uçan. Yabani güvercinler bildiğim kadarıyla kin tutarlar. Yavrusunu vurmakla hiç iyi yapmadın “ dedikten sonra geriye dönerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Batur daha sonra ağaçlığın kenarında küçük bir ateş yaktı. Buraya gelirken yavru güvercinin tüylerini yolmuş ve iç organlarını temizlemişti. Kuşu pişirmeye başladı. Fakat arka tarafındaki ağaçlardan birinde üzgün ve yaşlı bir çift gözün kendisini izlediğinin farkında bile değildi.
Anne güvercin bir taraftan yavrusunu vuran çocuğu seyrederken, bir taraftan da düşünüyordu: “ Aslında elinde bir çocuğun bize doğru yaklaştığını görmesek, duymasak bile hissederiz. Fakat biz kuşlar, ağaç dalları üzerinde otururken dalar gideriz. Geçmişi düşünürüz. Hatıralar gözlerimiz önünde canlanır. Doğrularımız, yanlışlarımız aklımıza gelir. Çoğu zaman da hayaller kurarız. Bunlar genellikle tadını damağımızda hissedeceğimiz hayallerdir. Yani gerçek olmasını istediğimiz. İşte bu gibi durumlarda bir sapanın veya bir tüfeğin bize doğru nişanlandığını görmemiz yahut yaklaşan birinin hışırtısını, ayak seslerini duymamız mümkün değildir. Biricik yavruma uçmayı öğretiyordum. Yavrum çok yorulmuştu. Bir ağacın dalına konduk, dinleniyorduk. Etraftaki ağaçlar kuş doluydu ve sanırım çoğu da benim gibi hayallere dalmıştı. Küt diye bir ses duydum ve yavrumun feryadı ile kendime geldim. Baktım yavrum vurulmuş düşüyordu. Kanatlarımı çırptım ve uçtum. Havada geniş bir daire çizdikten sonra olayın olduğu yere döndüm. Çevrede kuş yoktu, hepsi kaçıp gitmişlerdi. Olayın nasıl olduğunu kuşlardan sorar, öğrenirim. Neyse bırakayım şimdi bunları düşünmeyi. Yavrumu vuran çocuk kalktı, gidiyor. Gözden kaybetmeden takip edeyim şunu. Evinin nerede olduğunu öğrenirim hiç olmazsa. “
Batur yolda gördüğü bir arkadaşıyla konuştuktan sonra oturdukları apartmanın kapısından içeriye girdi. Oturdukları daire 4. kattaydı. Anne güvercin karşı sokaktaki bir apartmanın çatısında saatlerce bekledi. Akşam olunca odaların, salonların ışıkları yanmaya başladı. Yavrusunu vuran çocuğun girdiği binanın oda ve salonlarını kontrol etmeye başladı. Örtülmeyen veya aralık bırakılan perdelerin arkasından içeri bakıyordu. 4. kattaki balkonun korkuluk demirlerinin üzerine kondu. Şöyle bir etrafına bakındı, bir tehlike var mı diye. Sonra ağır ağır başını pencere tarafına doğru çevirdi. Perdesi kapatılmamış pencereden içerisi rahatlıkla görünüyordu. Ve onu gördü…tam karşıda oturmuş, yanındaki birkaç kişiye bir şeyler anlatıyordu. El-kol hareketleri yapıyor, kahkahalarla gülüyor, etrafındakileri güldürüyordu. Onun son derece neşeli hali içini sızlattı. Bu sahneyi daha fazla görmeye dayanamadı, kanatlarını çırptı ve simsiyah gökyüzüne doğru uçup gitti. Daha sonraki günlerde Batur evlerinin yakınındaki ağaçlıkta sık sık kuş avına çıktı. Fakat hayret!..Her zaman pek çok kuşun bulunduğu bu ağaçlıkta bir tek kuşa rastlayamıyordu.
Batur, yine bir gün elinde sapanıyla buraya geldi. Çevreden çıt çıkmıyordu, etrafta hiç kuş yoktu. Tam yavru güvercini vurduğu ağacın altına gelmişti ki, aniden kanat sesleri duydu. Şaşırmıştı. Üzerine doğru dalışa geçen kuşu son anda fark etti. Elleriyle yüzünü kapatması onu yaralanmaktan kurtardı. Kuş çığlıklar atarak hemen ikinci defa saldırıya geçti. Bu saldırı birincisinden çok daha şiddetli oldu. Kuşun kanat vuruşları birer tokat gibi yüzüne gelen Batur, sırtüstü yere yuvarlanırken eliyle kuşa sert bir darbe indirdi. Kuşun ilerdeki çalılıkların arasına düştüğünü gören Batur, arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. Batur o gece hiç uyuyamadı. Yatağında devamlı olarak bir o yana, bir bu yana döndü, durdu. Sabaha karşı şafak sökerken o kuşun kim olduğunu ve kendisine neden saldırdığını anlamıştı. O kuş, birkaç gün önce vurduğu yavru güvercini annesiydi. Demek ki anne güvercin yavrusunu vuranı unutmamış, devamlı olarak takip etmişti. Kuş vurmak için ağaçlığa gelirken orada bulunan kuşların kaçıp gitmesini sağlamıştı. Bu birkaç gündür ağaçlıkta hiç kuş görememesinin nedenini ortaya çıkarıyordu. Korkunç bir takip altındaydı. Eğer kuş vurmaya devam ederse anne güvercinin felaketine neden olacağını anladı. Zararın neresinden dönülürse kardı. Bir daha kuş avına çıkmazsam anne güvercin belki peşimi bırakır diye düşündü. Zaten sapanını anne güvercin ile boğuşurken düşürmüştü. Bundan sonra kuş vurmayacağına söz verdi.
Anne güvercin ise, Batur ile yaptığı mücadeleden sonra yerde bulduğu sapanı gagasının arasına kıstırıp uçup gitmiş, uzaklara, çok uzaklara, kimsenin onu bulup bir daha kuş vurmasına imkan bulamayacağı kadar uzaklara giderek oralarda bulduğu bir çukura sapanı atmış ve üzerine toprak, yaprak ne bulduysa doldurarak gömmüştü. Anne güvercin daha sonraki günlerde ağaçlığın kenarında nöbet tutmaya devam etti. Birisi buraya gelmeye kalksa hemen ağaçlar üzerinde dinlenen, uyuklayan veya hayal kurmakta olan kuşları uyaracak ve bu ağaçlıkta kimsenin kuş vurmasına izin vermeyecekti. Böylece aradan haftalar geçti. Sonbaharın gelmesiyle havalar soğumaya başladı. Bütün göçmen kuşlar gibi anne güvercin de grubuyla birlikte kışı geçirmek için sıcak ülkelere göç etti. Ertesi yıl nisan ayında anne güvercin grubuyla birlikte tekrar bu ağaçlığa geldi. Günler çok sakin ve olaysız geçiyordu. Anne güvercin fırsattan istifade ederek üç tane yumurta yumurtladı. Bu yumurtaların üzerinde günlerce kuluçkaya yattı. Sonunda yumurtalar çatladı ve üç tane minimini yavru sahibi oldu. Yaz mevsimi boyunca yavrularını büyüttü, onlara uçmayı öğretti. Hayatta kendilerine yönelebilecek tehlikelere karşı daima uyanık durumda bulunmayı öğütledi. Batur verdiği sözü tuttu. Bir daha onu kuş vururken gören olmadı.
Serdar Yıldırım
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
100 altın
bir bey varmış bu beyin 1 kızı varmış kızını evlendirmeyi düşünüyormuş karşı komşusunun oğlu beyin kızıyla evlenmek istemiş yan komşusunun oğluda evlenmek istemiş arka tarafta villada oturan komşususnun oğluda evlenmek istemiş. ve bey 3'ü nede farklı yerlerde aynı şeyler istemiş kızımla evlenmek isteyen 2 yılda 100 altın getirmelerini istemiş daha sonra bir kelime daha eklemiş bu parayı alın terinizle kazanıp 100 altın getirin demiş. az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler sonunda kasabaya gitmişler ve alın terleriyle para kazanıp 100 altın almışlar 1.yolda geçerken geleceği gösteren bir ayna görmüş ve ne kadar olduğnu sormuş adam 100 altın demiş genç dayanamayıp almış aynayı 2. yolda giderken uçan bir halı görmüş ne kadar olduğnu sormuş adam 100 altın demiş genç dayanamayıp almış 3. yolda geçerken bir bahçe görmüş ağacın üzerinde sadece 1 tane limon görmüş. genç bu limonun ne işe yaradığnı sormuş adam: bu limon her derde deva bir limon demiş ve sadece 1 senede çıkar demiş adam dayanamayıp almış ve 3 genç aynı yerde karşılaşmışlar biri aynasından beyi kızına bakmış ve çok hasta olduğnu görmüş 2.side haberi duyunca 3de uçan halıya atlayıp kızın yanına varmışlar 3.süde şifalı limonu beyin kızının ağzına damlatmış ve kız iyileşi vermiş. adam kızını hangi delikanlıya kızını vereceğni düşünüyormuş arkadaşlar siz beyin yerinde olsaydınız hangisine verirdiniz?
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ecel
Hazreti Süleyman (a.s.)’ın sarayına bir kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayatî bir mes’ele için Hz. Süleyman (a.s.)’la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s.), benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
- “Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana… ” Adam telaş içinde:
- “Bu sabah karşıma Azrail (a.s.) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı.
- “Peki ne yapmamı istiyorsunuz?” Adam yalvarır.
- “Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman (a.s.)! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan’a iletsin O zaman Azrail (a.s.) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!”
Hz. Süleyman (a.s.), adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve “Bu adamı hemen al, Hindistan’a bırak1″ emrini verir. Rüzgar bu… Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan’da uzak bir adaya götürür. Öğleye doğru Hz. Süleyman (a.s.) dîvanı toplayarak, gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, dîvanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır.
- “Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun” der. Azrail (a.s.) cevap verir.
- “Ey Dünyanın ulu sultanı. Ben, o adama öfkeyle, hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (c.c.) bana emretmişti ki:
- “Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan’da al” Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm.İşte ona bakışımın sebebi bu idi ”
MESNEVÎ: Kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Bu hayalî bir şey… Kimden kapıp kurtarıyoruz?.. Allah (cc )’dan mı? Ne boş hayal!.. Dünya, Allah (cc )’den gafil olmaktır… Dünya, para pul, kadın, giyim-kuşam, ticaret değildir.Bunu bil… “(Beyit 970-971)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
SAYFA 2 SAYFA 3 SAYFA 4 SAYFA 5 SAYFA 6 SAYFA 7 SAYFA 8 SAYFA 9 SAYFA 10 SAYFA 11 SAYFA 12 SAYFA 13 SAYFA 14 SAYFA 15 SAYFA 16
SİTEMİZ 2006 YILINDAN BERİ HİZMET VERMEKTEDİR.