Karşınızdaki insan sizi gıcık mı ediyor?

5/11/2006 ·

Güzel bir eğlence..

Bu yöntemi kendim şahsen denedim ve başarılı oldum.
Diyelim msn listenizde gıcık olduğunuz biri var. Hatta sizi engellendiğini anladığınız biri var. İntikam almak istiyorsanız. şimdi anlatıcağım yol ile onu çıldırtabilirsiniz..
Msn Messenger dan posta kutunuza yani hotmail hesabına girin...
Mail gönderme kısmına gelin ve kime yapıcaksanız onun adresini yazın..
KOnu bölümüne anlamlı bişeyler yazın. (Misal sizi engellemiş ise "Neden engellendin" diye yazabilirsiniz)
Msj bölümüne ise istediğinizi yazın...
Buraya kadar herşey sanki normal bir mail atarmış gibi.. İşin esas kısmı şimdi başlıyo..
"Gönder" yada "send" tuşuna birer saniye aralıkla istediğinz kadar basın. İçinizden "1001, 1002, 1003" diye sayarak mousenuza tıklayın.Elinizi alıştırdığınız zaman daha kolay olucak. Siz mail gönderdikçe karşı tarafa sürekli "1 yeni e-postanız var" seçeneği arka arkaya hiç durmadan gidecektir ve o kişi bunu messengerinda arka arkaya açılan pencerelerle görücektir.
Şimdi buna flood mail diyebilirsiniz. Ama flood mailleri belirli programla yaparsınız. Bu yöntem için programa falan ihtiyaç yok....
Umarım işinize yarar....

Yorum (yok) Yorum yaz!

Msn nickinizin yanında dikkat tabelası olsun

5/11/2006 ·

Bu kodu msn nick bölümüne kopyalayıp yapıştırın:·$4·@/!·$4·@

 

Not:sadece MSG PLUS olanlarda çalışır.Tekrar sormayın

Yorum (yok) Yorum yaz!

Secret Files: Tunguska

5/11/2006 ·


1908 yılının 30 Haziran günü, saat sabahın erken saatlerinde Sibirya'nın Tunguska bölgesinde meydana gelen patlama ile halk uyanır ve buna bir anlam vermeye çalışır. Ama bu patlama ufak çapta bir patlama değildir. Gelmiş geçmiş tarihin en büyük gök taşı dünyaya çarpmıştır. Ya da öyle sanılmaktadır.

Rus bilimadamları –olayın meteor çarpması olduğunu düşünen bazıları- son iki bin yıl içersindeki en büyük çarpışma olduğuna inanmaktalar. Ama kafalarında bir soru işareti vardır. O da, bu meteor dünyaya çarptıktan sonra arkasında neden hiç iz bırakmadığıdır. Bu olayı görenler ise sadece Sibirya yerlileri Eveki halkı ve o çevrelerde çobanlık yapanlardır. Onlar da şimşek tanrısının bir gazabı olduğuna inanırlar.

Tunguska'nın sessizliği Hiroshima'ya atılan atom bombasının yaydığı dalganın iki bin katı gibi bir kuvvetle bozulur ve binlerce hektar ormanı yok eder. Sismik şok dalgaları önüne çıkan araçları havada ordan buraya savrulan kağıt parçaları gibi savurmuş ve bu dalga, Avrupa'dan bile hissedilmiştir. Hava, gece vakti gazete bile okuyacak kadar aydınlık olmuştu. Sonuçlar ise ölüm ve yıkım idi. Kimse gerçekten Tunguska'da neyin patladığını bilmiyordu.

Mircoids ve Pendulo Studios gibi Fusionsphere Systems – Animation Arts ikilisi de 2B macera oyunlarına olan hevesleri ve tutkuları sayesinde bizleri eskilere götürüyor ve bunu çok da iyi başarıyor. Eski klasik olan oyunların yeni jenerasyona uyacağız diye kendisine özgü oynanış, grafik ve atmosferinden vazgeçerek 3B'ye geçişleri her zaman için –oyun sevilse dahi- buruk bir yüz ifadesiyle bakıldıktan sonra oynanmaya başlanıyor ve de unutuluyor. Çünkü 3B'ye geçtiklerinde ister istemez araya aksiyon giriyor (bkz Dreamfall: TLJ) ve bu sizi birazcık oyundan soğutuyor. Dediğim gibi soğutması oyundan nefret etmek anlamına gelmiyor tabi ki. O bölümlere geldiğinizde "Of hadi bit!" dediğimiz oluyor (en azından benim oldu. Yalanım yok).

Kahramanlarımız Nina Kalenkow ve Max Gruber olmak üzere iki cinsiyete ayrılmaktalar. Nina ve babası Vladimir zamanında Rusya'da yaşıyorlardı. Vladimir'in işi ise Tunguska'da meydana gelen patlamanın nedenini araştırmak idi. Yıllar sonra ikisi Berlin'e taşınmışlardır. Vladimir Rusya'daki görevini bırakmış Berlin’deki bir müzede çalışmalarını sürdürmektedir. Nina ile konuşup ofisinde buluşmaları gerekirken gizemli bir olay oluyor ve Vladimir ortadan kayboluyor. Nina ofise vardığında her yeri darmadağınık görüyor ve durumu anlamaya çalışsa da bunu beceremiyor ve babasını aramaya koyuluyor. Hep baba-kızdan bahsettik. Yok mu bunların anneleri? Nina annesini Rusya!da bir trafik kazasında kaybetmiştir.

Dreamfall'da Zoé'nin Reza'yı deli gibi arayışının benzerini de burada göreceğiz. Bu esnada yalnız değiliz neyse ki. Böylesine güzel ve yardıma muhtaç bir kızı yalnız başına bu tür bir olayın içersinde bırakmak olmazdı zaten. Vladimir!in meslektaşı Max Gruber her fırsatta Nina'ya yardımlarını sunuyor. Daha önceden hiç görmediği bu kıza zaten gördüğü anda beyninin bazı bölümlerinde aşk şarkıları ile birlikte nasıl etkileyeceğine dair senaryolar kuruyor herhalde ki, her fırsatta yardım etmek istediğini belirtiyor. Etkilemek uğruna hiç planda olmayan yerlere gidecek ve tabi en önemlisi Nina'nın hayatını kurtarması gerekecek. Bu ikilinin ise uğraşacağı kişiler öyle çapulcu tipler de değil tabi ki. İşin içinde Rus askerleri, gizli servis ve olası mezheplerle birlikte bazı kötü amaçlı işadamları var malesef. Bunların arasından Vladimir'i sağ salim bularak Tunguska hakkındaki gerçeği öğrenebilecek miyiz acaba?

Yorum (yok) Yorum yaz!

Paraworld

5/11/2006 ·


Çocukken tüm yaşıtlarım gibi ben de dinozorlara karşı ilgi duyardım, onlar hakkında yapılmış belgeseller ve çizgi filmler izlerdim. 1993 yılında ise Jurassic Park adlı filmin gösterime girmesi ile adeta tüm hayallerime kavuşmuş oldum. Jurassic Park bana dinozorlarla ilgili istediğim her şeyi vermişti. Filmin zamanında ise alanların hatırlayacakları "Dinozorlar" isminde bir dergi satılıyordu. Bu derginin tüm sayılarını almışımdır, hatta derginin verdiği fosforlu T-Rex maketi hala odamın bir köşesinde durur. Neyse biz en iyisi film sektöründen oyunlara dönelim. İçinde dinozorları bulunduran ve iyi denilebilecek oyun sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Aklıma şu anda aksiyon oyunları Dino Crisis ve Turok serisi geliyor. ParaWorld'e dönecek olursak; çıkmadan öyle çok da reklamı yapılmış bir oyun değildi, bu gerçekten çok garip bir durum. Neden derseniz, ParaWorld bu sene oynadığım en iyi RTS oyunlarından biri oldu. Eğer siz de Jurassic Park filmini sevdiyseniz ve strateji oyunlarından hoşlanıyorsanız, doğru yerdesiniz demektir, ParaWorld'e hoş geldiniz.

Oyunun hikayesi kötü bilim adamlarını ve paralel dünyaları konu alıyor. Oyun hayli de ilginç bir hikayeye sahip. 19. yy.'ın başlarında SEAS adı verilen gizli ve kötü bilim adamlarından oluşan bir grup, paralel dünyalar arasından seyahat etmenin yolunu bulurlar. İlk seyahat ettikleri dünya ise düşmanları yenebilmek için dinozorları eğiten ve üzerlerine modern teknoloji silahlar takan kabilelerin yaşadığı ParaWorld'dür. Bundan daha önemli olan ise ParaWorld'ü ziyaret eden bilim adamları orada kaldıkları sürece hiç yaşlanmadıklarını fark ederler. Anthony Cole, Stina Holmlund ve Bela Andras Benedek adlarındaki üç serbest bilim adamı ise kendi çabalarıyla bu dünyayı keşfederler. Bu durumdan endişe duyan SEAS'ın başındaki Jarvis Babbit, bu üç bilim adamını gerçek dünyadaki merkezine çağırır ve onları araştırma yapma bahanesiyle ParaWorld'e gönderir ama asıl amacı onlardan kurtulmaktır. Bizim oyundaki amacımız ise, bu üç bilim adamıyla ParaWorld'ün tehlikelerine karşı koymak ve gerçek dünyaya dönmenin bir yolunu bulmak. Üç bilim adamı oyun süresince zaman zaman birlikte çalışacaklar, zaman zaman ise birbirlerinden ayrılacaklar. İşte burada devreye oyunun oynanabilir üç ırkı giriyor; Norseman, Dustriders ve Dragon Clan. İşte hikayenin burasında biraz kırılmalar gözüküyor. Nasıl oluyor da bu üç bilim adamı ParaWorld'e geldikleri zaman bu dünya hakkında bu kadar bilgili olabiliyorlar ve aslında savaşçı olmadıkları halde ırklarının en güçlü birimleriler? Kim bilir belki de eski yaşamlarında savaşçıydılar. Ayrıca oyundaki pek çok diyalog da özensiz hazırlanmış. Ama ne olursa olsun ParaWorld'ün hikayesi bir RTS oyununa göre bayağı güzel yapılmış.

Paralel Evrende Sıkışıp Kalmak Böyle Olsa Gerek

Oyunun oynanış açısından diğer RTS oyunlarından pek bir farkı yok, bu kötü bir şey mi, bana göre değil. Oyunda Senaryo, Skirmish ve Multiplayer modları var. Alıştırma bölümü ise senaryo bölümünün ilk bölümü olarak düşünülmüş, isterseniz geçebiliyorsunuz ama iyi bir RTS oyuncusuysanız bile, alıştırma bölümünü oyuna alışmak için oynamanızı tavsiye ederim. Tüm RTS oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da bir ana binanız var, gelişip ve birimler üretip diğer ırklara saldırıyorsunuz. ParaWorld'de 3 tane ana kaynak var. Bunlar odun, yiyecek ve taş, bu kaynakları işçilerimizle topluyoruz. Yeteri kadar kaynak toplayınca ise ana binamızdan teknoloji atlıyoruz. Teknoloji atlamak bize yeni birimleri ve binaları açmamızı sağlıyor. Oyundaki 3 ırkın özellikleri de birbirinden farklı olarak hazırlanmış. Norsemen ırkı yakın savaşlarda etkililer, Dustriders ise oyunun en hızlı birimlerine sahip, Dragon Clan ise uzak mesafeden oldukça etkili birimlere sahip. Strateji oyunlarındaki en önemli özellik ırklar arası dengedir, bu oyundaki ırklar çok dengeli hazırlanmış. Zaman zaman kendimi Age Of Empires 2 oynuyormuş gibi hissettim, oyun yapısı Age Of Empires 2'ye oldukça benziyor.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Prey

5/11/2006 ·


Şu sıcak yaz mevsiminin oyun konusunda en kurak geçen ayında Prey'in daha fazla geciktirme yapmadan piyasaya çıkması en çok biz FPS severleri mutlu etmiştir herhalde. Benim için de en sonunda çölde su bulmak kadar hayati olan Prey’i ortalama sekiz yıllık bir bekletme sürecinin ardından böyle hayırlı bir zamanda monitörlerimizde döndürdükleri için yapımcılara ayrıca teşekkür ediyorum. (TrGamer Seyahat ile zamanda yolculuk yapıp 8 yıl gerisine buradan gidebilirsiniz - Olcay) Önceleri Duke Nukem Forever'la aynı kaderi paylaşacağına dair yorumlar yapılan, daha piyasaya sürülmeden fiyasko damgası yiyerek rafa kaldıran Prey'in 2004 yılındaki yakışıklı "döndüm!" haberlerinden sonra pek fazla bir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Vaat edilen her şey eksiksiz yerine getirilmiş diyebiliriz. Öyle ki geçen senenin FPS tahtının varisleri daha şimdiden yavaş yavaş belli olmaya başladı gibi. Prey klasik olamasa da 7–8 saatlik oyun süresinin sonunda bir FPS oyunundan beklediğiniz her şeyi almış oluyorsunuz. İşin içine çoklu oynanışı da ekleyince... Neyse giriş için bu kadar lakırdı yeter. Artık sanırım incelemeye geçebiliriz.

Alien Hunter

Steven Speilberg'ün "Üçüncü Türden Yakınlaşmalar" filminden sonra iyice popüler bir olay haline gelen "uzaylılar tarafından kaçırılan insanlar" klişesi Prey'de de senaryo için esas alınmış. Tam anlamıyla bir "Dünyayı Kurtaran Adam" macerası haline gelen oyunumuz neyse ki karakterlerin derinliğiyle bu klişeden biraz sıyrılabiliyor. Uzaya gidip dünyayı kurtarmayan bir Kızılderililer kalmıştı, Tommy sayesinde onların da kuruntu sandıkları şey gerçek olmuş oldu, dersem sanırım bütün oyunu özetlemiş olurum. New Game dedikten sonra esas oğlanımızı kirli bir tuvalette hayatının muhakemesini yaparken buluyoruz. Aynada gördüğümüz yansımasına göre tam bir süper kahraman tipine sahip olan Tommy'nin kendiyle konuşmasından ve çelişkili ruh halinden ileride dünyayı kurtarabilecek nitelikte özelliklere sahip olduğunu anlıyoruz. Biraz sonra Tommy'nin büyük babasıyla karşılaşıyor ve hikâyedeki tamamlayıcı unsur olması nedeniyle "yaşlı ve bilge olgun insan" sıfatıyla kendisinden öğüt dinliyoruz. Daha sonra adamımızın zevcesi Jen ile tanışıyoruz ve oyun ufaktan start almaya başlıyor. "Barda olay çıktı", "durun artık", "ne yaptın sen! Öldürdün onları!", "Bu yeşil ışıkta ne" falan derken birden kendimizi uzay gemisinde bulup, Jen nereye ben oraya mantığıyla bilimkurgu dünyasına adım atmış oluyoruz.

Jen ne kadar çirkinsin

Yapımına tekrar başlandıktan sonra belirtildiği gibi Doom3 motorunu kullanıyor Prey. Geçtiği evren ve konu itibariyle yapımcıların bu seçiminin hayli yerinde bir karar olduğunu düşünebiliriz. Özellikle kapalı mekân grafikleriyle ön plana çıkan motorun Prey için biçilmiş kaftan olduğunu görmek zor değil. Grafik savaşları silsilesini gerçek anlamda başlatan oyunun FarCry olduğunu kabul edersek ondan sonra piyasaya çıkan Doom3 ve Half-Life 2 gibi oyunların artık bu "grafik" olayını devlerin savaşı haline getirdiğini hatırlarsınız. Grafiksel anlamda takdir kazandıktan sonra firmaların motorlarını paylaşıma sunması diğer yapımcılar için çok harika fırsatlar yaratıyor şüphesiz. Bu tür fırsatlardan yararlanma konusuna geldiğimizde ise Prey'in gerçekten çok güzel bir örnek teşkil ettiğini görüyoruz. Daha önce Valve'in Source motorunun da birçok oyuna uyarlandığına ve gayet başarılı olunduğuna şahit olmuştuk. Bu tarihten sonra piyasaya çıkacak olan yapımları saymazsak Doom motorunun bu ikinci çıkarması bakalım gönülleri tekrar fethedebilmiş mi... Sevaplarıyla günahlarıyla her şeyiyle bir kenara bıraktığımız Prey, 2004 yılında yaşadığımız tecrübeyi tazeleyen Quake 4'ten sonra neleri sahiden "yeni nesle" taşımayı başarabilmiş, bence asıl sorulması gereken soru bu olmalı...


Yorum (yok) Yorum yaz!

GTR 2

5/11/2006 ·


Evime geliyorum. Kapımın kilidini açtım. Anahtarı çevirirken inceleyeceğim yeni bir yapıtın altından nasıl kalkacağımı düşünüyordum. Odama girdim. Camı kapalı tuttuğumdan bilgisayarımın kasasının yol açtığı sıcaklık yüzüme vurdu. 6 adet fan, güçlü bir pc ve kapalı bir oda. Her zamanki sakinlikle anahtarımı karışık duran masama fırlattım. Bir sürü fatura, belge, dergi, bilimum pil, kalem ve disk çeşidiyle göz göze geldim ve diğer masamın, bilgisayarımın üzerinde duran PC'me baktım. Herşey normal görünüyordu. Modem ışıkları flip flopluyor, hdd ışığı çılgın gibi yanıyordu. Hala devam eden indirmelerin işareti. İnceleyeceğim oyun GTR2 idi. Dolayısıyla gözüm hemen yatağımın kenarındaki Sidewinder ForceFeedback Wheel'e gitti. Onunla öyle çok kapışmalar yapmıştım ki. Sahneler gözümün önünde çok hızlı bir slide show şeklinde aktı. Kafa kafaya girilen finish düzlükleri, son turda atılan spinler, yan masada kendi direksonunu sallayan arkadaşa ettiğim laflar, online yarışlar. Artık zamanı gelmişti. Yeni bir oyun, yeni bir öğrenim süreci, yeni heyecan ve yeni tat.

Oyunu yükledim, gayet hızlı bir şekilde ve hışımla. Bu arada kahvenin suyu da kaynıyordu hani. Hemen masamın üstündekileri bir kol savurmasıyla diğer masaya sürükledim
(ya da fırlattım). Direksiyonu masaya monte ettim. Uzun bir yolculuktan sonra eve gelmiştim, direksiyonu daha da uzun bir süredir kullanmamıştım. Tozluydu. Tozunu elimle sıyırdım ve bir kaç hareketle elimide temizledim. Oyunu açtım. Oyunun grafik motoruyla yapılmış, yarış görüntülerinden oluşan bir dizi video beni karşıladı. Biraz izledikten sonra sıkıldım ve geçtim. Ne de olsa zaten oyunu oynamayacak mıydım?

Menü gayet anlaşılır ve sade. Oyunun kapsadığı tüm modları görebiliyoruz. Sürücü okulu, alıştırma, şampiyona, haftasonu yarışı (yarışını yap ve git modu yani), 24 saat yarışları ve multiplayer seçeneği. Menünün alt kısmında direk özellikler sekmesi dağıtılmış bir şekilde kontroller, grafikler, oynanış sekmelerine gidebiliyoruz. Bir çok oyuncu arkadaşım belki menülerin çatafatlı olmamasından yakınabilir. Fakat simulasyon oyunlarında bir sürü seçenek olduğundan çok daha sıradan ve gözü yormayan, hızlı bir arabirim gerektiğinden ben gayet taktir ettim. Birşey hariç, oynanış ve video seçenekleri fazlaca karışık. Gruplandırma azıcık özensizce yapılmış. Ama yinede istediğinizi istediğiniz yerde bulmanız olası.

Haftasonu yarışları bilindik şeyleri içeriyor. Alıştırma, sıralama ve sonra yarış. Bunların tümünün saatini ve zamanını ayarlayabiliyoruz. İstersek alıştırma veya sıralama turlarına girmeden direk yarışa başlayabiliyoruz. Yarışa başlamadan önce ayarlarda, 1 ısınma turu atıp gidiş halinde yarışa başlamak veya direk durarak start almak arasında seçim bile yapabiliyoruz. Artık diğer detayları siz düşünün. 24 saat yarış bölümünde ise yine benzer bir arabirim var. 24 saat yarışın zamanını istediğimiz gibi ayarlayabiliyoruz. İsterseniz 24 dakika, isterseniz bir kaç saat, ve en zorlusu; 24 saat. Yanınızda yiyecek içecek birşeyler bulundurmanızı tavsiye ederim, eğer böyle bir delilik yaparsanız :).

Şampiyona seçeneğinde FIA'in yasal 2003 ve 2004teki tüm arabalarını kullanabiliyoruz. (Tüm yarış seçenekleri dahil) İsterseniz tüm yarış gruplarından, isterseniz bir araba markasından, isterseniz klansmana göre araba seçebilir, yarışınıza araba katabilirsiniz. Yarış seçerken yukarıdan istediğimiz pisti ve istediğimiz arabaları seçebiliyoruz. Oyunda bir çok GT sınıfından araba bulunmakta. Porsche'den Ferrari'ye, TVR'dan efsanevi Lister'a kadar bir çok model bulunmakta. Arabamızı seçerken hem showroom'da görünüşüne göz atabiliyor, hemde teknik özelliklerine göz atabiliyoruz. Her arabanın gayet detaylı bir sayfasını görmek mümkün.

Oyunun içerdiği pistler hem çok sayıda hemde çok güzel tasarlanmış. Gayet detaylı. Daha doğrusu, olması gerektiği gibi. Fazla söze gerek yok. Grafik konusunda çok çok iddialı olmadığı için benden gayet güzel bir not aldı. Parlamalar yerli yerinde, araba ve pist tasarımları gerçekten güzel. Çoğu oyunda mükemmel tasarlanan arabalar aslında kusurludur. Bu konuda GTR2 bir adım önde diyebiliriz. Showroomda dikkatle bakarsanız eğer arabaların kaportalarında, belli yerlerde ufak pislikler görebilmek mümkün. Beni benden alan şeylerden biride bu oldu. Ne öyle cilalanmış parlatılmış, el bebek gül bebek kullanılmış arabalar!

Hazır grafiklere değinmişken oyunun görselliğinden bahsedelim. Oyun oynarken, özellikle arabanın içinden oynuyorsak (GTR'a göre daha detaylandırılmış kokpitlerle tabi) kendimizi arabanın içinde hissetmemiz çok mümkün. Arabaların kokpitlerine bağlı olarak araba hakkında çoğu bilgiyi görmemiz ve o anda arabamızı ayarlamamız mümkün. Mesela kadranımızdan (Ferrari 360 Modena için) fren disklerinin ısısını görebiliyoruz. Onları hep sıcak tutmamız ve kavrayışı arttırmamız gerektiğinden en az 100 150 derecenin üzerinde olmalılar. Kokpitteyken G kuvveti de bize çok detaylı yansıtılmış. Sağa sola ve ileri geri savrulmalar, kuma girildiğinde arabanın hareketine göre yukarı aşağı kafa oynamaları gayet yerinde. Özellikle geri beslemeli bir direksiyonunuz varsa, bu savrulmalar tamamen eş zamanlı olarak direksiyona yansıtılıyor ve sizi arabanın içine en çok taşıyan özellikte bu. Kontrollere ve beni benden alan güç geri beseleme tasarımına daha sonra değineceğim. Bahsetmek gerekirse, araçların içerdiği poligon sayıları oldukça fazla. Gayet güzel modellenmiş. Oyundaki özel efektlerde gayet hoş ve yeterli. Güneşin gözümüzü alması, gece olması, gölgeler, hepsi gayet güzel ve bir yarış oyunu için yeterli.

Yorum (1) Yorum yaz!

Just Cause

5/11/2006 ·


Her oyuna başlarken işte bu oyun harika olacak diye başlarım. Belki de bu değişen, gelişen dünya içinde oyun sektörünün de gelişmemesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağı gerçeği içindir. Kusursuz bir oyun yapılabilir mi? Ya da sırf taklit olmayan, yeni fikirler ve gerçekler ile donatılmış bir oyun? Tüm bunların mümkün olmaması için hiçbir sebep yok gibi gözükse de yıllardır edindiğim tecrübe ile kusursuz oyun olmadığı kanısına her yeni çıkan oyun ile birlikte daha da fazla inanır oldum. Muhteşem olduğu iddia edilen oyunlarda hatta klasiklerde bile onlarca kusur bulunabilir. Ama bizim işimiz kusurları değil oyun başındayken bizleri gerçekten eğlendiren ve oyun olduğunu kanıtlayan oyunları incelemek ve oyunlardan tat almak, küçük kusurları görmezden gelmek. İşte Just Cause'da tıpkı bunun gibi bir oyun. Ne kusursuz ne de muhteşem bir yapım. Başında sizleri saatlerce eğlendirebilecek eski tatları yeniden yaşatabilecek bir yapım. Tabi bunları tatmak ve yaşamak sadece sizlerin elinde.

Hayır, Che değil, Rico!

Rico, CIA için çalışan özel olması ile birlikte akrobatik ve Antonio Banderas'ı aratmayacak kalitede yetenekli bir ajanımızdır. Amacı San Esperito adasındaki mevcut hükümeti devirerek istenilen yeni bir rejimi hayata geçirmektir. Rico, San Esperito devrim ordusunun yanında yer alarak hem mevcut hükümeti hem de ilişkide olduğu yasa dışı kartelleri de bu amaçla bitirecektir. Oyunun kapağından içeriğine kadar birçok yönden yapımcıların, Küba faslı bir devrimden de etkilendikleri bu yüzden kendini hemen belli ediyor. Tabi hal böyle olunca Rico'da işe 'Her devrim önce kendi çocuklarını harcar' diyerek başlayacaktır.

Oyun oynanış olarak GTA tarzı bir oynanışa ve görev hiyerarşisine sahip. Tıpkı GTA oyunlarındaki gibi belli nokta ve üstlerden alacağınız görevler ile senaryoyu takip ediyorsunuz. Oyun yine bir dönem GTA taklidi olarak görülen ama beklenenden fazla sevilen Total Overdose ile de aksiyon öğeleri yönünden benzerlik gösterdiğini de söyleyebilirim. Yine haritanız aracılığıyla görevleriniz, nereye gideceğiniz açık olarak gösteriliyor. GTA oyunlarından farklı olarak tüm bilgilere ulaşabileceğiniz bir PDA'nız var ve buradan görevler hakkında bilgi alabileceğiniz gibi belli görevleri aktif etmeniz de mümkün. Yine PDA sayesinde kullanabileceğiniz araçlar, adanın diğer bölümleri gibi ayrıntılara da erişebiliyorsunuz. Aldığınız görevler genelde türün oyunlarına benzerlik göstererek belli bir konvoyu takip etmek ya da onu sağ salim belli bir noktadan noktaya taşımak, uyuşturucu kartellerini saf dışı bırakmak, gizli paketlere erişmek ve onları teslim etmek gibi türün bilindik görevlerinden oluşuyor. Bu görevleri yaparken olabildiğince aksiyon içinde kalmanız ve sıkılmadan oynayabilmeniz ise garanti altına alınmış durumda.

Oyunun temel amaçlarından bir tanesi de ada içindeki belli stratejik noktaları özgürleştirmek. Bu noktalar haritada kırmızı halka içindeki beyaz yıldız ile işaretlenmiş durumda. Bu noktalara geldiğinizde devrim ordusu komutanlarından bir tanesi ile karşılaşıyor ve görevi aktif ediyorsunuz. Bu noktadan sonra haritadaki asıl stratejik nokta aktif oluyor ve o noktayı ele geçirene kadar önünüze çıkan tüm muhalif güçleri saf dışı bırakıyorsunuz. Aslında bu görevleri yaparken de illaki önünüze çıkan herkesi öldürmenize gerek yok. Hatta direk noktaya ulaşıp bayrağın yanına sağ salim gelmeniz görevi tamamlamanız için yeterli görülmüş. En azından burada sayı olarak belli bir muhalif gücü saf dışı etmeniz için sınır koyulabilirdi.

Yine bu görevler esnasında ada içerisinde sık sık muhalif çetelere ve kartellere de rastlayacaksınız. Böylelikle bazen kendinizi bir çete çatışması içerisinde bulmanız da an meselesi olacak. Ama düşmanlardan korkmaya gerek yok bu kadar aksiyon içerisinde onlara da mutlaka sıra gelecektir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Pro Evolution Soccer 6 rekora koşuyor

5/11/2006 ·

Konami bugün yaptığı açıklamada, PES 6'nın ilk haftasında Avrupa'da PlayStation 2, Xbox 360 ve PC platformlarında 3 milyon kopya sattığını belirtti. PES 6 şu anda Konami'nin en çok satan oyunu konumunda bulunuyor. Ayrıca PES'in PSP versiyonun Aralık ayında, Nintendo DS versiyonunun ise Ocak ayında piyasaya çıkacağı belirtildi.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Gothic 3

5/11/2006 ·


Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının da etkisiyle sıcaklıklar giderek düşmeye başladı, gerçi son iki haftadır Ankara'da sonbaharın kış-vari yüzü, kendisini iyiden iyiye hissettirir olmuştu. Genel kanı, sarı sonbaharın hüzün varyasyonu duygulara atfetmiş olsa da sonbaharın göz ardı edilmemesi gerekilen bir de bereket anlamı vardır.
Bulutların rahminden süzülüp, bakir toprakları kutsayan taze yağmur damlalarının yanında; bu dönemde piyasaya sürülen bir çok yeni oyun sonbaharın güzelliğine güzellik katmaktadır. Sonbahar ayrılıkların mevsimi değil tam aksine belki de yıllardır beklenen sevgili oyunlara vuslat vaktidir.

Hac yolu bekler gibi beklediğimiz oyunlardan biri olan Gothic III ile sonunda kavuşmuş olmanın verdiği kıvançla bu satırları yazmak isterdim ancak... Gothic III, şahsen beklediğim oyunlardan biri olduğu için incelememi klasik profesyonel anlayıştan ziyade oyuncu gözüyle oluşturmak istedim. Yazı süresince dilim sivrilebilir, şimdiden oluşabilecek ithamlar için affınıza sığınırım.

İsimsiz Kahraman/Taçsız Kral?

Serinin üçüncü bölümü, Adsız kahramanımız ve arkadaşlarının; Orclar tarafından hükmedilen yeni bir kıtaya doğru yelken alışlarını ve kıtanın merkezi olan Myrtana bölgesine varışlarını gösteren başarılı bir sinematik ile başlıyor. Serinin ikinci kısmında patlak veren Orc istilasının merkezi olan kıtada doğal olarak Orc popülasyonu oldukça yüksek ve bir avuç kalmış İsyancılara(insanlara) karşı da pek nazik değiller. Söz konusu toprakların, ana kara olan Khorinis ile herhangi bir karasal bağlantısı yok.

Bu yeni topraklarda İsyancılara katılıp Orc mukavemetini kırmak, güçlü tarafı seçip Orclarla işbirliği içerisine girmek ya da sadece ve sadece kendi amaçlarımız doğrultusunda hareket etmek bizim elimizde. Tabi söz konusu seçimlerimiz senaryonun gidişatına direk olarak yansıyacak, bu doğrultuda senaryo içerisinde eğilimiz belli olacak. RPG'lerin alemeti farikası karakter gelişimi, oyunda klasik tarzda tutulmaya çalışılmış; görev tamamla+yaratık öldür= tecrübe puanı kazan; bu puanlarla da yeteneklerini geliştir. Sınıf seçimi oyun içerisindeki davranış ve seçimlerimize bağlı olarak oluşmakta. Oyundaki önemli farklılıklardan birisi de meslekler. Söz konusu meslekler arasında Demircilik ve Simyacılık gibi para ve eşya kaynağı meslekler var. (Çevrimdışı oyunlarda pek görmeye alışık olmadığımız bir durum.)

Oyunun bir diğer dikkat çeken özellikleri ise dünyanın genişliği ve NPC yapay zekası. Schengen vizesiyle gönlümüzce dolaşabileceğimiz dünya, serinin 2. oyununun neredeyse 5 katı büyüklükte. Bu durumda en az aynı oranda yaratık ve ambiyans çeşitliliğini de yanında getirecektir.

NPC'lere gelince serinin önceki oyunlarından da tanıdığımız; Xardas, Diego, Milten, Gorn, Lester ve Vatras gibi yakın arkadaşların yanında bu oyunda tanışacağımız Kral II. Rhobar ve Zuben'de diğer dostlar gibi serüvenin ana karakterlerinden olacaklar. NPC yapay zekası alışıla gelmiş yapının dışında hareketler sergileyebiliyor. Öyle ki NPC'ler yemek yiyor, dinleniyor, uyuyor ve gerektiğinde kendilerini birbirlerine karşı dahi savunuyorlar. Köyden çıkarken ateşin başında oturan bir NPC'yi geri döndüğünüz de aynı yerde bulmayı bırakın köyde bile bulamama ihtimaliniz var, ha şansınız yağver gitti ve arkadaşı bir yere gitmeden yakaladınız; eğer meşgulse (yemek, dinlenmek ya da uyumak gibi) sizinle konuşmayacaktır. Bu gibi durumlarla karşılaştığınızda size tavsiyem en yakın evlerin birinde bir yatak bulup uyumaktır. Oyunun kendi içerisinde işleyen bir zamanı var, böylece vakit geçirip NPC'yi müsait yakalayabilirsiniz. Oyun içindeki zamandan bahsetmişken gündüz ve gece farkı, hava olayları da bu sisteme dahil.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Resistance: Fall of Man

5/11/2006 ·


PlayStation 3'ün piyasaya çıkış tarihi yaklaştıkça hepimiz daha bir heyecanlıyız. Gerçekten bu canavar vereceğimiz tüm o paraları hakediyor mu? Oyunların kalitesi, piyasadaki diğer konsollara göre nasıl olacak? Sony yüzümüzü kara mı çıkaracak yoksa yine gönüllerimizi fethedebilecek mi? Tüm bu sorulara cevapları yavaş yavaş buluyoruz. Çıkış tarihinin en çok konuşulan oyunlarından biri olan Resistance: Fall of Man (RFoM olarak geçeceğim yazının geri kalanında) hakkında Sony bir çok videoyu, screen shot'ları ve bilgiyi biz oyun severle paylaştı ve en son New york'da Digital Life fuarında oyunu oynama şansı tanıdı bizlere. Ben de tabii ki tüm bu bilgileri getirdim ve oyunun test sürümünü deneyip size bu demo/inceleme yazısını hazırladım. Bakalım bu çok konuşulan FPS gerçekten hakediyor mu bu ilgiyi.

Tarihi yeniden yazmak

Oyunun konusuna baktığımızda çok da karmaşık yepyeni bir hikaye ile karşılaşmıyoruz. Oyun 1951 yılında 2. Dünya Savaşı döneminde geçiyor. Fakat bildiğimiz 2. Dünya savaşı dönemi tamamen farklı oyunda... Hatta 2. Dünya savaşı hiç olmamış oyunun senaryosuna göre. 1930'larda Rusya'da Chimera denen uzaylı-biyolojik deney ürünü yaratıklar görünmeye başlıyor ve Rusya'dan tüm dünyaya yayılıyorlar. Enterasan teknolojileri ve güçleriyle tüm dünyayı ele geçirme yolunda emin adım ilerliyorlar. Tüm Avrupa'yı geçip İngiltere'ye geldikleri dönemde biz de oyuna dahil oluyoruz. Karakterimiz Nathan Hale bir Amerikan askeri ve görevi gereği Rachel Parker'ı bulmaya çalışırken bir Chimera grubu tarafından pusuya düşürülüyor ve tüm arkadaşları öldürülüyor fakat bilemediğimiz bir sebepten dolayı Hale hiç bir yara almadan canlı bırakılıyor. Kendisi hemen bölgeye göreve geri dönmek istiyor. Parker'ı arayışı da bu olaylardan sonra, Hale'in son kez hayatta görüldüğü 11 Temmuz ile 14 Temmuz arasındaki dönemde gerçekleşiyor. Biz de Hale ile bu maceranın içerisine giriyoruz.

Insomniac ve yaratıcı silahlar

Insomniac firmasını Ratchet & Clank serisinden ve Spyro'dan hatırlayanlarınız firmanın yaptığı oyunlardaki yaratıcı silah çeşitlerini anımsar. Bu oyunda da eski tecrübelerimizi aratmamışlar ve çok ilginç bazı silahlarla RFoM'e diğer FPS'lerden çok farklı bir lezzet katmışlar. Oyundaki silahları nerede nasıl kullanacağınız bile gerçekten önemli. Her biri birbirinden ilginç. Oyunda 3 tip silah var. Birincisi insan silahları, ikincisi Chimera silahları ve son olarak insanların Chimera teknolojisini kullanarak yaptıkları özel silahlar. Denediğim ve deneyemediğim -fakat bilgilerine ulaştığım- tüm silahları kısaca özetleyeyim.

Auger - Ağır elektrik enerjisi topları fırlatan bu silahın en büyük özelliği savunma birimlerini delip geçebilmesi. Kalkan ve benzeri şeylerin ardına saklanmış düşman için bire bir bu silah. Aynı zamanda alternatif özelliği önünüze sizin boyunuzda arkasını görebildiğiniz bir kalkan oluşturabilmesi. Fakat bu bir darbede hemen yok oluyor. Fakat size doğru gelen bir roketten kaçma şansınız olmadığı zamanlarda hemen önünüze kalkanı oluşturup ağır darbeden kurtulabilirsiniz.

The Bullseye - Lazer tipi atış yapan bu silah çok havalı. Çünkü birisine ateş etmeden önce alternatif özelliğini kullanıp o düşmanı kilitliyorsunuz ve daha sonra nereye ateş ederseniz edin kurşunlar hedefi takip ediyorlar. (Bana 5. Element filmindeki silahı hatırlattı. Çok güzel bir fikir.)

The Sapper - Bu silah büyük toplar fırlatıyor ve toplar birbirlerine bir bakıma yapışık kalıyorlar. Alternatif özelliğini kullanarak bir topu patlatıyorsunuz ve zincirleme reaksyon ile hepsi birbirini patlatıyor.

The LAARK - Gelişmiş bir roket atar. Özelliği ise roketi fırlattıktan sonra havada yavaşlatabiliyor ve hatta durdurabiliyorsunuz. Alternatif özeliiği ile daha ufak fakat çok sayıda roketler fırlatabiliyorsunuz.

The Hedgehog - Bu çok değişik bir bomba. Attığınız yerde patlıyor ve içindeki 50 iğne 360 derecelik alana büyük bir hızla dağılıyor. Dikkatli kullanılması gereken bir silah.

L23 The Fareye - Uzun mesafe nişancılar için olan bu silah, çok uzaklardaki hedefleri vurmanızı sağlıyor. Alternatif özelliği ise dürbünden yaklaştığınızda zamanın yavaşlaması. Fakat dikkat etmek gerekir ki, normal bakış açısına geldiğinizde oyunun hız değişimine bir anda adapte olamıyosunuz.

M5A2 Carbine, Rossmore 236 gibi daha değişik silahları oyun çıktığında tanıyacağız.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

!!!!!! KATEGORİZE EDİLMEMİŞ SAYFALAR AŞAĞIDADIR !!!!!!!

SAYFA 2  SAYFA 3 SAYFA 4 SAYFA 5 SAYFA 6 SAYFA 7 SAYFA 8 SAYFA 9 SAYFA 10 SAYFA 11 SAYFA 12 SAYFA 13 SAYFA 14 SAYFA 15 SAYFA 16

SİTEMİZ 2006 YILINDAN BERİ HİZMET VERMEKTEDİR.