Prey
Şu sıcak yaz mevsiminin oyun konusunda en kurak geçen ayında Prey'in daha fazla geciktirme yapmadan piyasaya çıkması en çok biz FPS severleri mutlu etmiştir herhalde. Benim için de en sonunda çölde su bulmak kadar hayati olan Prey’i ortalama sekiz yıllık bir bekletme sürecinin ardından böyle hayırlı bir zamanda monitörlerimizde döndürdükleri için yapımcılara ayrıca teşekkür ediyorum. (TrGamer Seyahat ile zamanda yolculuk yapıp 8 yıl gerisine buradan gidebilirsiniz - Olcay) Önceleri Duke Nukem Forever'la aynı kaderi paylaşacağına dair yorumlar yapılan, daha piyasaya sürülmeden fiyasko damgası yiyerek rafa kaldıran Prey'in 2004 yılındaki yakışıklı "döndüm!" haberlerinden sonra pek fazla bir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Vaat edilen her şey eksiksiz yerine getirilmiş diyebiliriz. Öyle ki geçen senenin FPS tahtının varisleri daha şimdiden yavaş yavaş belli olmaya başladı gibi. Prey klasik olamasa da 7–8 saatlik oyun süresinin sonunda bir FPS oyunundan beklediğiniz her şeyi almış oluyorsunuz. İşin içine çoklu oynanışı da ekleyince... Neyse giriş için bu kadar lakırdı yeter. Artık sanırım incelemeye geçebiliriz.
Alien Hunter
Steven Speilberg'ün "Üçüncü Türden Yakınlaşmalar" filminden sonra iyice popüler bir olay haline gelen "uzaylılar tarafından kaçırılan insanlar" klişesi Prey'de de senaryo için esas alınmış. Tam anlamıyla bir "Dünyayı Kurtaran Adam" macerası haline gelen oyunumuz neyse ki karakterlerin derinliğiyle bu klişeden biraz sıyrılabiliyor. Uzaya gidip dünyayı kurtarmayan bir Kızılderililer kalmıştı, Tommy sayesinde onların da kuruntu sandıkları şey gerçek olmuş oldu, dersem sanırım bütün oyunu özetlemiş olurum. New Game dedikten sonra esas oğlanımızı kirli bir tuvalette hayatının muhakemesini yaparken buluyoruz. Aynada gördüğümüz yansımasına göre tam bir süper kahraman tipine sahip olan Tommy'nin kendiyle konuşmasından ve çelişkili ruh halinden ileride dünyayı kurtarabilecek nitelikte özelliklere sahip olduğunu anlıyoruz. Biraz sonra Tommy'nin büyük babasıyla karşılaşıyor ve hikâyedeki tamamlayıcı unsur olması nedeniyle "yaşlı ve bilge olgun insan" sıfatıyla kendisinden öğüt dinliyoruz. Daha sonra adamımızın zevcesi Jen ile tanışıyoruz ve oyun ufaktan start almaya başlıyor. "Barda olay çıktı", "durun artık", "ne yaptın sen! Öldürdün onları!", "Bu yeşil ışıkta ne" falan derken birden kendimizi uzay gemisinde bulup, Jen nereye ben oraya mantığıyla bilimkurgu dünyasına adım atmış oluyoruz.
Jen ne kadar çirkinsin
Yapımına tekrar başlandıktan sonra belirtildiği gibi Doom3 motorunu kullanıyor Prey. Geçtiği evren ve konu itibariyle yapımcıların bu seçiminin hayli yerinde bir karar olduğunu düşünebiliriz. Özellikle kapalı mekân grafikleriyle ön plana çıkan motorun Prey için biçilmiş kaftan olduğunu görmek zor değil. Grafik savaşları silsilesini gerçek anlamda başlatan oyunun FarCry olduğunu kabul edersek ondan sonra piyasaya çıkan Doom3 ve Half-Life 2 gibi oyunların artık bu "grafik" olayını devlerin savaşı haline getirdiğini hatırlarsınız. Grafiksel anlamda takdir kazandıktan sonra firmaların motorlarını paylaşıma sunması diğer yapımcılar için çok harika fırsatlar yaratıyor şüphesiz. Bu tür fırsatlardan yararlanma konusuna geldiğimizde ise Prey'in gerçekten çok güzel bir örnek teşkil ettiğini görüyoruz. Daha önce Valve'in Source motorunun da birçok oyuna uyarlandığına ve gayet başarılı olunduğuna şahit olmuştuk. Bu tarihten sonra piyasaya çıkacak olan yapımları saymazsak Doom motorunun bu ikinci çıkarması bakalım gönülleri tekrar fethedebilmiş mi... Sevaplarıyla günahlarıyla her şeyiyle bir kenara bıraktığımız Prey, 2004 yılında yaşadığımız tecrübeyi tazeleyen Quake 4'ten sonra neleri sahiden "yeni nesle" taşımayı başarabilmiş, bence asıl sorulması gereken soru bu olmalı...
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına gönder!
0 yorum yazılmıştır
SAYFA 2 SAYFA 3 SAYFA 4 SAYFA 5 SAYFA 6 SAYFA 7 SAYFA 8 SAYFA 9 SAYFA 10 SAYFA 11 SAYFA 12 SAYFA 13 SAYFA 14 SAYFA 15 SAYFA 16
SİTEMİZ 2006 YILINDAN BERİ HİZMET VERMEKTEDİR.